Arap Camii ve Banisi Hz.Mesleme Türbesi, İstanbul Galata’da

Yayın Künyesi: Prof.Dr.Ahmet KALA; "Arap Camii ve Hz.Mesleme Türbesi (Fatih Sultan Mehmet Vakfı'na İntikal Eden İstanbul'u Kuşatan Komutan Hz.Mesleme'nin Surdışı İstanbul Galata'da İnşa Ettiği İlk Cami)", İslâm Medeniyeti Ansiklopedisi, Yayın yeri: www.islampedi.com, 1.baskı (Elektronik yayın), 28 Şubat 2017.

Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na İntikal Eden İstanbul’u Kuşatan Komutan Hz.Mesleme’nin Surdışı İstanbul Galata’da İnşa Ettiği İlk Cami

“İstanbul mutlaka fethedilecektir.

Onu fetheden komutan ne güzel komutan,

onu fetheden ordu ne

güzel ordudur” Hadis-i Şerif.

 

İlk Caminin Adı ve İnşa Tarihi (98/716): “Arap Camii”, “Galata Camii”, “Cami-i Kebir”

İstanbul’da inşa edilen ilk camidir. Hicretin 98. yılında İstanbul’u fethetmek için gelen İslam orduları komutanı Hz. Mesleme tarafından 98/716-717 yıllarında inşa edildi. Osmanlı döneminde “Arap Camii” adıyla meşhur olmuştur. AYVANSARAYİ Camileri anlattığı eserinde Galata’daki  bu camiyi “Arap Camii” olarak kaydetmiştir. Ancak farklı adları da vardır. Fatih Sultan Mehmet’in 877/1472 tarihli vakfiyesinde Arap Camiinin adı “Galata Camii” olarak geçmektedir.  953/1546 tarihli İstanbul Vakıfları tahrir defterinde ise caminin adı “Cami-i Kebir” olarak kayıtlıdır. 1009/1600 tarihli İstanbul Vakıfları tahrir defterinde ise Arap caminin adı, Galata’da  “Cami”, “Cami-i Kebir”  ve “Galata Camii” olarak üç farklı adla geçer.

Yine bu defterdeki kayda göre Galata Camii mahalleyi kuran camidir. Bu nedenle mahallenin adı da “Galata Camii Mahallesi”dir. AYVANSARAYİ de “Arap Camii”nin,    “Cami-i Kebir” olarak adlandırıldığını belirtir ve mahalleyi kuran cami olduğunu söyler.   Yani Galata’da ilk Arap Camii inşa edilmiş ve Galata mahallesi bu caminin etrafında kurulmuştur.

Arap Camii, Halife Süleyman b. Abdülmelik (96-99/715-717) emriyle, İstanbul’u fethetmek amacıyla hicretin 98. yılında[1] (miladi 716-717) İstanbul’u kuşatan İslâm Ordusu komutanı  Hz.Mesleme tarafından,  ordusunu konuşlandırdığı Haliç’in karşısında inşa  ettirdiği “Galata Hisarı” surları içinde hisarla birlikte inşa edildi. “Galata Hisarı”, aşağıda ayrıntıları verildiği gibi, İslâm fetih orduları komutanı Hz.Mesleme tarafından yaptırıldığından “kal’atü’l-Mesleme” olarak adlandırılmıştı. Zamanla bu ad halk dilinde kısaltılıp Kal’at, Galat ve Galata’ya dönüşmüş bu bölge o günden bugüne Galata adıyla anılmıştır. Galata adı sadece Müslümanlar tarafından kullanılmış olup, bu bölgeye Bizans ve daha sonraları yerleşecek olan İtalyan’lar “karşı taraf” anlamına gelen “Pera” demekteydi.

Caminin Kiliseye Çevrilmesi (99/717)

İslam ordusu bir yıla yakın süren kuşatmayı kaldırıp geri çekilince(99/717), Bizans anlaşmayı bozup camiyi kiliseye çevirmişti. Bu nedenle Fatih Sultan Mehmet Camiden çevrilen bu kiliseyi Fetihten sonra tekrar camiye çevirerek vakfına dahil etmiştir. Vakfiyenin onay tarihi 1472’dir. Camiye çevirme inşa süreci de dikkate alınırsa  cami, vakfiye onay tarihinde veya bu tarihten bir-iki yıl içinde ibadete açılmıştı.

Hz.Mesleme’nin inşa ettiği ancak Bizans tarafından kiliseye çevrilen bu cami daha önce de tekrar camiye çevrilmişti. 1047 de Selçuklu Tuğrul Bey Pasinler bölgesinde Erzurum önlerinde Hasankale’de Bizans ordusunu yenmiş, Bizans’ın yaptığı barış teklifini kabul için Tuğrul Bey,  Arap Camiinin tamir edilip ibadete açılmasını şart olarak ileri sürmüş,  barış bu anlaşma şartının bağlı olarak kabul edilmişti. Bu önemli olayı ayrıca ele almak gerekmektedir.

Cami Olarak Yeniden İbadete Açılması (1048)

Selçuklu İslam tarihine dair önemli bilgiler içeren bir eser olan İbnül Esir’de  İstanbul’daki Galata (Arap) Camiinin 1048’de onarılıp yeniden ibadete açılması ile ilgili  önemli bir bilgi yer almaktadır[2].

1048’de Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Anadolu’ya Bizans’a karşı gaza yapmak için İbrahim Yınal komutasında bir ordu gönderdi. Erzurum Hasankale önünde yapılan savaşta Bizans ordusu yenildi. Abhaz Kralı da esirler arasındaydı. Bizans, Tuğrul Bey’e elçi gönderip barış talep edip, Gürcü Kralının serbest kalması için de fidye ödemeyi teklif etti. Tuğrul Bey Gürcü Kralını serbest bırakma karşılığında fidye almayı kabul etmeyip, Kralı karşılıksız serbest bırakırken, İstanbul Galata’daki Arap camiinin onarılıp yeniden ibadete açılmasını ve Bizans’ın Şii halifesiyle ilişkisini kesip Abbasi Hilafetini tanıyarak bu camide Abbasi ve Sultan Tuğrul adına hutbe okunmasını şart koştu. Barış teklifini Selçukluların kabul edilip, Gürcü Kralını fidye almadan serbest bırakmasından çok memnun kalan Bizans İmparatoru, İstanbul Galata’daki Arap camiinin yeninden ibadete açılması ile ilgili önemli maddeler içeren barış anlaşmasını kabul etti.

İBNÜL ESİR bu konuyla ilgili şu bilgileri vermektedir;

“ Bizans İmparatoru, Tuğrul Bey’e elçi göndererek büyük bir hediye takdim edip barış talebinde bulundu. Tuğrul Bey de kabul etti. Bizans İmparatoru, İbn Mervan’a haber gönderip esir alınan Abhaz kralının fidye karşılığında bırakılması için gayret göstermesini istedi. Nasruddevle bunun üzerine Şeyhülislam Ebu Abdullah b. Mervan’ı bu hususu görüşmek üzere Tuğrul Bey’e gönderdi. Tuğrul Bey de onu (Abhaz Kralını) fidye almadan serbest bıraktı. Tuğrul Bey bundan dolayı hem Abhaz Kralı hem de Bizans İmparatoru nezdinde büyük bir itibar kazandı. İmparator da buna karşılık pek çok hediye gönderdi. İstanbul’daki mescidi tamir ettirip burada namaz kılınmasına müsaade etti ve Camide Halife ve Tuğrul Bey adına hutbe okunmaya başlandı. Bunlar, barış anlaşmasının maddeleri olarak kabul olundu”[3]

Osman TURAN, Selçuklulara dair eserinde sadece mescitle ilgili şartların yer aldığı bu anlaşmanın maddelerini şöyle detaylandırmıştır:

1.Emeviler zamanında İslam İstanbul fethi için görevlendirilmiş ordu komutanı Mesleme bin Abdülmelik tarafından (98/716-717) İstanbul’da inşa olunan Cami (Galata Camii) ve minaresi İmparator tarafından tamir edilecek.

2.Görevlilerine maaş tahsis edilecek.

3.Şii Fatımi Halifesi adına okunmakta olan hutbe kesilecek ve Abbasi Halifesi ve Sultan Tuğrul adına  okunacak.

4.Caminin mihrabına Sultan Tuğrul’un ok ve yay işaretini ihtiva eden tuğrası konulacaktır.

Ebul FARAÇ, kitabında bu anlaşmanı sonucuyla ilgili olarak; 1051 yılında Bağdad’a Halifeye gönderilen mektubu götüren Bizans elçisi, Bizans’ın Abbasi Halifesini tanıyıp  Mısır halifesi ile münasebeti kestiğini bildiren mektubu Halifeye sunar[4]. Bu mektuptan, İstanbul Galata Camii ile ilgili anlaşmanın diğer şartlarının da yerine getirildiği anlaşılmaktadır.

 Caminin ve Galata’nın İlk İnşası

1807 tarihli Arap Camii onarımı ve tarihçesinin olduğu taşa oyulmuş kitabesinde, Hz.Mesleme tarafından caminin ilk inşası da anlatılmaktadır. Caminin içinde mihrabın sağındaki duvara mıhlanmış taş levhaya yazılı haldeki 1807 tarihli bu manzum tarihçenin olduğu kitabede, kitabenin müellifi ve devrin Divan-ı Hümayun kâtibi  Hacı Emin Efendi şöyle anlatıyor:

“Bu beyti mal-ı ganimetle eyleyüp mamur

Ki namı oldu Arap Camii ile meşhur

Ki doksan altı[5] sene geçmiş idi hicretten (miladi 715)

Çün oldu Velid bin Abdülmelik Halife-i din

Murad edüp feth-i Konstantiniyye’ye sefer,

Ki kıldı Mesleme-i namdar-ı serasker.”

Araştırmacılar da, Galata adını, Galata semtini İtalyanlardan çok önce bu bölgenin İslâm Ordusu tarafından meskün hale getirilmesine dayandırmaktadır. Bir görüşe göre Galata adını, İslam ordusu komutanı olarak Hz.Mesleme’nin bu bölgeyi fethedip kurduğu kalenin  Arapçası olan “kal’at” dan (kal’atü’l-Mesleme) almıştır[6].

Nitekim 12. yüzyıl sonlarında Konstantinapol’a gelen seyyah Hassan Ali el-HEREVÎ, buradaki eserleri anlattığı kitabında “Kostantiniyye Denizi” olarak adlandırdığı Haliç’in, kuzey yakasında Hz.Mesleme ve askerlerinin inşa ettiği bir kalenin / burcun olduğunu kaydederek şöyle yazar:

“Yeniden Rûm ülkelerinin zikrine dönüyoruz. Kostantîniyye Denizi’nin kuzeyinde Mesleme ve tabiînin inşa ettikleri  kal’a (burç) yer alır”[7].

Ancak Galata adının menşei ile ilgili başka iddialar da vardır. Bu iddiaları değerlendiren Celal Esad ARSEVEN[8] ve Semavi EYİCE’nin [9] verdiği bilgilere göre; Galata adının, İtalyanca yokuş halinde sokak manasına gelen “Galata”dan geldiğini veya rıhtım anlamına gelen “Calata” dan geldiğini ileri sürenler vardır. Bir başka iddia da Trakça “Galat”tan geldiğidir.

Galata Adını Nereden Aldı

Galata adının İtalyan kolonileriyle ilgili olması ihtimali düşüktür. Zira İtalyan’lar Galata bölgesine 12.yüzyılda verilen imtiyazla yerleştiler. Ancak Galata adı ise çok önceden beri vardı. Ayrıca İtalyanlar ve daha sonra da Latinler buraya Galata değil Pera diyorlar, Galata adını kullanmıyorlardı. Trakların bu bölgeyle ilişkisi ise Roma, Bizans döneminden çok önce, tarih öncesi dönemde idi. Sonradan gelenlere bir iz bırakmamışlardı.

Celal Esad ve Semavi EYİCE, bu iddialardan İtalyanca “Calata” ile Trakça “Galat” kelimesinin Galata’nın menşei olabileceğini belirtmektedirler. EYİCE, Arapça “Kal’at” dan gelemeyeceğini ileri sürmekte, bu kanaatte olan M.de LAUNAY’ın iddiasını da şaşkınlıkla karşılamaktadır.

Ancak Celal Esad ve  EYİCE, daha çok kelime menşeine bakarak Galata adını İtalyan ve Traklarla  ilişkilendirmiş olsalar da İtalyanlar, Latinler ve Bizanslılar bu semte Galata demiyorlardı. İstanbul’un karşısında olduğu için “karşı yaka” anlamında “Pera” diyorlardı.

Osmanlılar ise bu bölgeye Galata dediler ve Pera’yı hiç kullanmadılar.  Nitekim kadılığın adı da Galata Kadılığı idi. Şu halde öncelikle Müslümanların buraya Galata demelerinin nedenini araştırmak gerekir. Nitekim bu yönüyle en inandırıcı olan ön kabul,  Galata adının menşeini Müslüman Arapların fethetmesi ile ilişkilendirerek ileri sürülen tezdir.

Galata adının, buraya Arap Müslümanların Arapça “Kal’at” (Türkçe Kal’a) demelerinden gelmesi ihtimali dikkate değer bir iddiadır.  Konuyu ayrıntılı ele alan M.de LAUNAY  bu kanaattedir[10].

Nitekim İtalyan kolonilerinden çok önce Galata’da bir Kal’a olduğunu, yalnızca yukarıda alıntıda belirttiğimiz seyyah HEREVİ değil, Bizans kaynakları da belirtmektedir.   Theophanes’in Vekinamesi’nde  717  yılı  olayları  bildirirken, Arap fethi anlatılmakta ve  “Galtia’lının  mahallesindeki  kaleden”   bahsetmektedir[11].

Şu halde HEREVİ’nin belirttiği gibi Müslümanların bu bölgeye Hz.Mesleme’nin kurduğu Kal’adan dolayı “Kal’atü’l- Mesleme” olarak isimlendiriyorlardı. Zamanla Mesleme atılıp “Kalat” ve “Galat” olarak Müslümanlar arasında ve bölge halkı arasında yayılmış, Müslümanlar ve bölge halkı arasında meşhur olan isminden dolayı Osmanlılar buraya Galata demişlerdir. Nitekim Fatih Vakfiyesinde Arap Camii’nin adı “Galata Camii” olarak adlandırılmıştı. Bu cami mahalleyi kuran ilk cami olduğundan, Osmanlı döneminde burada kurulan mahallenin adı da “Galata Mahallesi” olmuştu. Osmanlıların uyguladığı mahalle kurma geleneğine göre mahallenin ilk inşa edilen yapısı mescit/camidir. Fatih’in daha önce kiliseye çevrilen bu ibadethaneyi tekrar camiye çevirip yapıya Galata Camii adını verip bu caminin mahallesi olarak Galata Mahallesini kurması bu geleneğin titizlikle burada da uygulandığını göstermektedir. Yani Fatih Galata’nın ilk yapısı olarak inşa edildiği bilinen Mesleme zamanında inşa edilmiş olan camii, Galata Camii adı ile ihya etmiş ve bu ilk yapının adından dolayı buraya Galata Mahallesi olarak adlandırmış ve bu adla da burada Galata Kadılığı’nı kurmuştu.

İlk olarak Galata adının, İtalyanlar, Latinler ve Bizans tarafından kullanılmamış olması da Galata adının İslâm kökenli olmasına bir diğer delil saymak gerekir.

Hz.Mesleme’nin kuşatma döneminde inşa ettiği caminin Galata’da mı yoksa tarihi yarımada da mı inşa edilmiş olduğu konusu da tartışılmaktadır. Nitekim bu caminin Tarihi yarımadada, şehrin içinde olduğu kanaatinde olan Semavi EYİCE[12], bu nedenle olsa gerek Müslümanlarla Galata arasında bir ilişki göremediğinden, Arapça kale anlamındaki “Kal’at” ile Galata arasında bir ilişki kurulamayacağını ileri sürmüştür.

Ancak belgeler, Galata bölgesinde Müslüman varlığının İtalyan şehir devletlerinden önce cami inşa edip mahalle kurarak başlattıklarını ortaya koymaktadır. Hz.Mesleme’nin Camii ile ilgili bilgi veren en önemli kaynak 12. Yüzyılda Konstantinopol’ü gezmiş olan HEREVİ’ye aittir. 1200’lere doğru İstansbul’u gezen, sayyah HEREVİ seyahatnamesinde,  İstanbul’da Hz. Mesleme tarafından yapılan bir caminin mevcut bulunduğunu belirtmektedir. Eserinde şöyle diyor:

“Bu şehirde, Mesleme b. Abdülmelik ve Tabiîn’in (R.A.) yaptırdıkları bir câmi, Hz. Hüseyin (R.A.)’ın erkek çocuklarından birine ait bir kabir mevcuttur”[13].

HEREVİ,  Hz.Mesleme Kalesinin “Kostantin denizinin (Haliç) kuzeyi” olarak tarif ettiği Haliç’in kuzey tarafında olduğunu belirtmiş ancak bundan sonra Hz.Mezleme Camii ile ilgili bilgi verdiğinde ise caminin yerini ayrıca belirtmemiştir. Ayasofya ve civarını gezip ayrıntılı bilgiler veren HEREVİ, Haliç tarafına geçemediğinden Hz.Mesleme Kalesini uzaktan görmüş ancak gezememiştir. Aynı sebeple Hz.Mesleme Camisini de gezemediği anlaşılmaktadır. . HEREVİ’ye göre Hz.Mesleme Camiinin de Haliç tarafında olduğunu söyleyebiliriz. Şayet EYİCE’nin berilttiği gibi Mesleme Camii İstanbul Şehri içinde olsa idi, HEREVİ bu camiyi bildiğine ve eserinde bahsettiğine göre mutlaka camiyi de görüp gezerdi.

Semavi EYİCE, HEREVİ’yi  Fransızca çevirisinden incelemiş ve HEREVİ’nin eserinde Mesleme Camiinin şehrin içinde olduğunu yazdığını belirtmiştir. Bu nedenle de Haliç’teki Arap Camiinin, şehrin içinde olduğu belirtilen Hz. Mesleme Camii olmadığını ileri sürmüştür. EYİCE, HEREVİ tercümesini şöyle yapmıştır:

“Abdülmelik’in oğlu Mesleme’nin yatırdığı büyük cami ise şehrin içindedir. Burada Ebu Talib’in oğlu Ali’nin oğlu Hüseyin’in soyundan birinin mezarı görülür”[14]

Fransızca çeviriden yapılan bu tercümenin yukarıda verdiğimiz HEREVİ’nin Arapça kaleme aldığı eserinin çeviri metnini yansıtmadığı açıktır. HEREVİ, Mesleme Camiinin yerini belitmemektedir. Ancak daha önce Mesleme Burcumun Haliç’in kuzey tarafında olduğunu  belirttiği için bu durumda Mesleme Camiinin yerini ayrıca belirtmediğini kabul etmek daha doğru görünmektedir. Yani Mesleme Camii de HEREVİ’ye göre “Mesleme Kalesi (Burcu)”nin bulunduğu tarafta yani  Haliç’in kuzey tarafındadır. EYİCE, HEREVİ’nin Mesleme Kal’ası(burcu)’ndan bahsettiği kısmı ise tercüme etmemiştir. Bu kısmı da tercüme etse idi, “Mesleme Kal’ası” Halic’in kuzeyinde olduğundan camisinin de aynı bölgede olacağını değerlendirebilirdi. Yine CELAL ESAD ve EYİCE, HEREVİ’nin bahsettiği “Mesleme Kalesi”ni değerlendirmeye almadıklarından “Kal’atü’l-Mesleme” ibaresinin zamanla “Kalat” ve  buradan “Galat” ve Galata’ya dönüşmesini de değerlendirememişlerdir.

Bu sonuca göre Hz.Mesleme Camii’nin Arap Camii olamayacağına dair görüşlerin ve Galata’nın arapça “Mesleme’nin Kalesi” anlamındaki “Kal’at’ül Mesleme” den gelemeyeceğine dair görüşlerin mesnetsiz olduğunu söyleyebiliriz.

Kıble Yönünde İnşa Edilmiş İstanbul’da İlk Cami

CELAL ESAD, Arap Camiinin bulunduğu yer konusunu EYİCE’den ayrı değerlendirmektedir. EYİCE, Galata tarafında Osmanlıdan önce bir cami olduğunu kabul etmediğinden, Arap Camii’nin bir efsane olduğunu, fetih öncesinde inşa edilen İslam camilerinin suriçi Bizans’ında olduğunu belirtmesine karşılık, CELAL ESAD Arap Camii’nin Hz.Mesleme’nin inşa ettiği cami olduğunu, caminin kıble yönünde inşa edilmiş olmasını da buna delil olarak ileri sürmektedir. Arap Camiini değerlendirdiği eski Galata Binalarını araştıran önemli bir araştırma yayınlayan Celal Esad ARSEVEN, Arap Camii’nin kıble yönünde olmasını da dayanak göstererek Fatih döneminde kiliseden çevrilen Arap Camiinin aslen Cami olarak inşa edildiğini gösteren en önemli delil, yapının “kıble yönünde inşa edilmiş olmasıdır. Kiliseler doğu yönünde veya Kudüs’e doğru yönde inşa edilmektedir. Halbuki Fatih’in kiliseden camiye çevirdiği bu yapı tam kıble yönünde inşa edilmişti. Bu önemli tespite dayanarak ARSEVEN, Arap camiinin, Hz.Mesleme’nin inşa ettiği Cami olması kuvvetle muhtemeldir der[15]. ARSEVEN’den önce kıble konusunu ilk dile getiren Evliya Çelebi’dir. Evliya Çelebi de aynı hususun altını çizer ve Fatih’in kiliseden camiye çevirdiği bu eserin Mesleme’nin Camii olduğunu ve yapının inşa yönünün de kiliselerin yönüne doğru değil tam olarak kıbleye doğru olduğunu belirtir.

“Galata cânibine ubûr edüp Galata kal‘asın amân vermeyüp feth edüp Galata burnunda Kurşunlu Mahzen nâm câmi‘i binâ etdi. Ve Galata içre Arab câmi‘i nâ­mıyla ma‘rûf olan câmi‘i binâ etdüğiyçün Arab Câmi‘i derler, kıblesi gâyet dürüstdür” [16].

Muhasaradan Sonra Balat’da İnşa Edilen İkinci Cami ve İlk Tekke

Bu konuda bilgi veren coğrafyacı ve gezginlerden biri de  Makdisi (946-1000) dir. İstanbul’a gelmemiş ancak gelenlerin eserlerinden yararlanarak eserinde İstanbul Muhasarasında komutan Mesleme bin Abdülmelik’in talebi ile İmparatorun Müslüman esirler için sarayın karşısında bir bina inşa ettiğini belirtir[17]. Bu bilgiyi büyük ihtimalle Bizanslı tarihçi Constantinus Prorphyrganetos (913-959) tan almış olabilir. Bu Bizanslı tarihçi İstanbul’da Müslümanlara ait bir mescidin Mesleme’nin talebi üzere İmparator Konstantin’in izniyle Praetorium’da(meydanda) sarayın yakınında/karşısında “Darül Balat” adlı bir konak ve cami yapıldığını zikretmektedir[18]. Fatimiler döneminde bu camide Fatimi Halifesi adına hutbe okunmuştur. Bu cami daha sonra kiliseye çevrilmiş ancak unutulmamış ve Türkler 1453 fethinde surları aşıp bu kiliseye çevrilmiş olan camiye koşmuştur[19]. CANARD bu bilgileri aktarıp şöyle der: “anlaşılan şudur ki bu cami Mesleme’ye ait değildir. Bizans imparatoru İstanbul’da yaşayan Müslümanlar ve esirler için böyle bir cami yapılmasına izin vermiştir. Fakat bu cami Müslümanlar tarafından Mesleme’ye izafe edilmiştir”.

Balat tarafında olduğu anlaşılan, “Daru’l-Balat” adlı bu konak ve mescit büyük ihtimalle bugün Balat’ta bulunun Kiliseden dönme Gül Camiidir. Evliya Çelebi yukarıda alıntı olarak da verdiğimiz gibi kuşatmanın başında Mesleme’nin Galata’da Arap Camiini inşa ettiğini belirtmişti. Evliya daha sonra kuşatmanın sonunda İstanbul Fetih ordusu komutanı Mesleme ile Tekfur olarak nitelendirdiği Konstantin arasında sulh anlaşması yapıldığından bahsederek sulh anlaşması gereği imparatorun İstanbul Balat’ta Gül Camiini ve Sirkeci Tekkesini inşa ve tahsis ettiğini belirtmektedir.

“İslâmbol tekfuruyla bilâhire ol ahd üzre sulh etdi kim İslâmbol’un Eğrikapusu ve Edirnekapusu ve Sultân Selîm dağından Zeyrekbaşı dağına andan Unkapanı’na, andan tâ Ebâ Eyyûb‑ı Ensârîkapusu’na varınca ümmet‑i Muhammed girüp sâkin olalar. Ve Aşağı Mustafâ Paşa çârsûsunda Gül Câmi‘i binâ edüp Sirkeci tekyesini mahkeme‑i şer‘‑i mübîn edüp bir mahalle dahi Yedikulle kur­bün­de Kocamustafâpaşa yaylasına koyup bu ahd [ü] mîsâk üzre tekur‑ı bî-nûr sulhu kabûl edüp”[20]

Ancak CANRAD gibi bazı araştırmacılar İmparator ile fetih ordusu komutanı Mesleme’nin yaptığı belirtilen bu anlaşmanın daha önce olması ihtimalinden bahsederek, Mesleme Camiinin olmadığını iddia etmişlerdir. Fakat verdiğimiz detaylı bilgilerin de ortaya koyduğu gibi muhasaranın kaldırılması anlaşması gereği İmaratorun İstanbul içinde Balat’ta tahsis ettiği ibadet yerine inşa edilen Gül Camii ile Mesleme’nin muhasara sırasında İstanbul dışında inşa ettiği Galata’daki Caminin iki ayrı cami olduğunu kaynaklar ortaya koymaktadır.

Anlaşma gereği Gül Camii yakınında inşa edilen Müslümanlar için mahkeme olarak da kullanılan gelen geçenlerin misafir edildiği Sirkeci Tekkesi de İstanbul’da fetih öncesi kurulan ilk tekkedir.

Fatih’in Vakfiyesinde Arap Camii: Galata Camii – Cami- Kebir

Galata’da Müslüman varlığı ile  ilgili bir diğer önemli kaynak da Fatih Sultan Mehmet vakfiyesidir. Fatih vakfiyesinde Arap Camii, “Galata camii” veya “Cami-i Kebir” olarak kaydedilmiştir.

Bu konuda aydınlatıcı bilgilerin yer aldığı Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesinde halk arasında “Arap Camii” adı ile meşhur olan “Galata Camii / Cami-i Kebir” ile ilgili önemli bilgiler verilmektedir[21].

Vakfiyede “Darü’l-feth Galata” tanımlaması kullanılarak Galata’dan “Fethin Diyarı Galata”  olarak bahsedilmektedir. Bu tanımlamanın devamı olan cümlede ise fetih diyarı Galata’daki Galata Camii’ne çevrilen “Mesa Domenko Kilisesi” ile bu kiliseye bitişik “Münakkaş Kilise”nin yeri tanımlanmaktadır.  Galata’da bir kilise olmak üzere Galata dışında İstanbul’da bulunan başta Ayasofya olmak üzere beş kilise daha belirtilip toplam altı kilisenin İslam’da Fetihle savaşarak alınan yerler Sultana ait sayıldığından, Fatih vakfına ilhak edildiği anlatılmaktadır. Böylece Galata’daki “Mesa Demonko” kilisesi Fatih vakfına ilhak edilmiş ancak bitişiğinde “Münakkaş Kilise” ise ilhak edilmemiş kilise olarak kalmıştır[22].

Böylece fetih diyarı olarak ilk olarak Galata’nın fethedildiği, Galata’nın aynı zamanda İstanbul’un fethinin de kapısı olduğu vurgulanmakta, dolayısıyla daha önce  Hz.Mesleme’nin İslam ordusu ile gelip Galata’yı fethettiğine de dolaylı olarak atıf yapılmaktadır.

Vakfiyede daha sonra ilhak edilen bu 6 kilisenin camiye çevrildiği anlatılmaktadır[23]. Bu kapsamda Galata’da ki “Mesa Domenko Kilisesi”nin “Galata Camii’ne çevrildiği belirtilmiştir. Vakfiyede “Galata Camii”,  “Cami-i Kebir” olarak da adlandırılmaktadır. Galata Camiinin bitişiğindeki “Münakkaş Kilise” ise ilhak edilmediği gibi camiye de  çevrilmemiştir. Burası, aşağıda ayrıntılı belirtileceği gibi Mesa Domenko kilisesine bitişik San Paolo kilisesi ve manastırı olup duvarları nakışlı duvar resimlerinin (fresklerin) olduğu bir kilise olduğu anlaşılmaktadır. Daha sonra bu kilise ve manastırın da cami ile tevhit edildiği anlaşılmaktadır[24]. Zira Yangın nedeniyle büyük ölçüde tahrip olan Arap Camii 1913 yılında onarılırken, temeller de açılmış, caminin mihrab yönündeki duvarlarda sıvaların altında Bizans dönemine ait olarak azizlerin olduğu duvar resimlerinin bulunduğu belirlenmiştir. Mihrabın olduğu duvara dışardan bitişik dört köşeli minarenin altındaki dehliz bu manastır kısmının altında 13. Yüzyıl Latin işgal dönemine ve sonrasına ait mezar taşları çıkmış, bunlar İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırılmıştır.

Konuyla ilgili Dominiken rahibi olan Benedetto Palozzo’nun yayınladığı eserde yer alan ve Semavi EYİCE tarafından da benimsenen bilgilere göre Fatih tarafından Camiye çevrilen bu kilise bir Dominiken kilisesidir. İstanbul’u Latin işgal döneminde (1204-1261) Ortodoks ve Katolik kiliselerini birleştirmeye çalışan Dominiken kilisesinin, Latin işgalinden sonra 14.yüzyıl başlarında Bizans’tan kovularak Galata’ya yerleşen Dominiken rahipler tarafından kurulan manastıra bağlı olarak inşa edilmiştir. Kilisenin 1327 lerde tamamlanmış olabileceğini belirten PALOZZO,  kilisenin adının “San Demonico” kilisesi olduğunu belirtir. Fatih Vakfiyesinde “Mesa Domenko” adıyla geçen bu kilise camiye çevrilince, Fatih Sultan Mehmet’in izni ile Dominiken rahipler de hemen yukarıdaki 1476 yılında San Pietre kilisesine taşınmışlardı[25].

EYİCE bu bilgilere bazı önemli ilaveler yapmıştır. Buna göre, Ceneviz kolonisinin Galata’ya yerleşmeye başlaması 12.yüzyıla doğrudur[26]. Latin İşgali döneminde (1204-1261) Arap Camii yerinde muhtemelen Katolikler tarafından San Paolo adında bir kilise yapılmıştır.  Latinlerin  işgali son bulup çekilirlerken  aynı zamanda Bizans’tan kovulan Dominiken tarikatı mensupları bu kiliseyi (San Paolo) ele geçirmişti. Daha sonra da aynı yerde büyük bir manastır ve San Dominiko adına bir kilise inşa etmişlerdi[27].    1261’de İstanbul’u Latinlerden geri alan Bizans, Galata’da Ceneviz Kolonisinin yerleşim imtiyazını, Bizans Garnizonunun olduğu Galata Hisarı’nın (Bugün Kurşunlu Mahzen-Yer altı Camii) dışındaki bütün Galata surlarını yıktırmaları şartına bağlamıştı. Bu nedenle surlar 1268’de Cenevizliler tarafından yıkılmıştı. Ancak 1296’da Venedikliler  müdafaasız Galata’yı yakınca burada kolonisi bulunan Cenevizliler, önce kuleler sonra surlar yaparak Bizans’a bir emrivaki yapıp koloni bölgelerini tekrar surlarla tahkim etmişlerdi. Bugüne kadar intikal eden Galata Kulesi, bu surlar üzerindeki burçlardan biri olup, surların denizden yukarıya Pera’ya doğru en kuzeydeki ucunda inşa edilmişti.

Bu noktada kilisenin camiye çevrilmesi ile ilgili olarak Fatih’in fetihten sonra Galata zimmilerine ve Galata’daki yabancı uyruklu Cenevizlere verdiği ahitnameye de bakmak gerekmektedir[28].

Fatih’in 857/1453 tarihli Galata zimmilerine verdiği ahitname, adından da anlaşıldığı gibi Osmanlı tebaasından olan Galata’daki zimmilere verilmişti. Buna göre Osmanlı tebaasından olan zımmilerin kiliselerine dokunulmayıp camiye çevrilmeyecek, ancak zimmiler de yeni kilise yapmayacaklardı. Aynı ahitnamede Cenevizlilere ise sadece Gata’ya deniz ve karadan ticaret yapabilme hakkı verilmekteydi[29]. Bazı araştırmacılar bu fermanda gayri Müslimlere verilen kiliselerini camiye çevirmeme ahdinin Cenevizlere de verildiğini zannederek, Galata’da camiye çevrilen kiliseden dolayı, Fatih’in ahitnameye uymadığını yazmışlardır. Fatih vakfiyesinde görüldüğü gibi Galata’da camiye çevrilen “San Demonico” kilisesi Osmanlı tebaası zimmilere ait değil, Osmanlı tebeası olmayan Dominiken devletine tabi Dominiken rahiplerin kurduğu kilisedir. Yani ahitname kapsamında değildir. Kaldı ki bu kilisenin daha önce yerinde Hz.Meslemenin inşa ettirdiği cami olması da muhtemeldir. Diğer yandan Fatih yukarıda anlatıldığı gibi, boş bir kiliseyi (San Pietre)  Dominiken’lere tahsis etmiştir.

Bir diğer durum da, Cenevizliler her ne kadar Fetih savaşında tarafsız kalacaklarına dair Fatih’e söz vermişlerse de, Osmanlılar Bizans’a  Cenevizlerin el altından yardım ulaştırdığını tespit etmişti. Bu nedenle Fatih Cenevizlere koloni kurma imtiyazı vermemiş, sadece ticaret yapma imtiyazı vermiştir.  Böylece Galata’da Bizans döneminde var olan Ceneviz kolonisi ve imtiyazı  fiilen kaldırılmıştı.

Arap Camii, Minaresi ve Hz.Mesleme Türbesinin Yeniden İhyası

Arap Camii, Sultan Fatih tarafından fetihle birlikte (1453) kiliseden tekrar aslına yani camiye çevrilerek kullanılmaya başlanmış, değişiklikler için gerekli inşası ise 1475’ de tamamlanmıştır. Bu değişiklikte cami minaresi ve caminin banisi Hz.Mesleme türbesi yeniden inşa edilmiştir. Tartışma konusu olduğundan bu dönüştürme işleminde de aslının kilise değil cami olduğu kanıtlanmıştır. Zira kiliseden önce aslı cami olup kıble yönünde inşa edilmiş olduğundan kiliseden döndürülen binanın yönü tam olarak kıble yönünde idi. Bu nedenle aslen kilise binası olup camiye çevrilen yapılar kıble yönünde olmadıklarından ayrıca çevrilen bu kilise camilere kıble yönünde mihrab eklenmekte idi. Ancak bu kiliseden çevirilen binada böyle bir ilave bulunmamaktadır. Zira aslen cami olduğundan yapıya böyle bir ilave yapılmasına gerek olmamıştır. Bu durum da yapının aslen kilise değil cami olarak inşa edilmiş olduğunun bir diğer kanıtıdır.

Kiliseden çevrilmede çan kulesi de minareye çevrilmiştir. Ancak bu çan kulesi de önceki minareden dönme olduğundan  kulenin camiye bitişik alt bölümünün cami döneminden kalma izler taşıdığı görülmektedir. Sultan Fatih, çevrilmede özellikle minareyi 716 yılında Şam’da yapılmış olan Emevi Camii minaresi örneğine göre inşa ettirmiştir. Fatih Sultan Mehmet, mabedin avlusuna camiyi ilk inşa eden Mesleme bin Abdülmelik adına bir makam türbesi yaptırmıştır. Mimari özelliği Arap tarzını yansıtır. İçi ahşap olduğu için birçok yangın tehlikesi atlatan camiye yapılan en büyük eklenti 1734 yılında II. Mustafa’nın eşi Saliha Sultan tarafından yaptırılan şadırvandır. 1868’de 2.Mahmud’un kızı Adile Sultan eşi Mehmet Ali Paşa ile birlikte avlunun altına bir sarnıç yaptırmıştır. 1807’de yanan cami yeniden inşa edilmiş, tamir kitabesi de bu onarımdan sonra konulmuştur.

DİPNOTLAR/KAYNAKLAR

[1] İBNÜ’L-ESİR, Cilt 5, s.27 den naklen Adem APAK; “Emeviler Döneminde Anadolu’da Arap Bizas Mücadelesi”, Uludağ Üniversitesi  İlahiyat Fakültesi Dergisi,  Cilt 18, Sayı 2, 2009, s.112 (ss. 95-102).

[2] İBNÜ’L-ESİR, cilt 9, s. 422-423. TURAN(1993), s.124.

[3] İBNÜ’L-ESİR, cilt 9, s. 422-423.

[4] EBU’L FARAÇ’tan naklen TURAN(1993), s.124.

[5] Bu tarih Halifenin göreve başlama tarihi olup, kitabede seferin tarihi ise belirtilmiyor. Sefer ve caminin inşası bu tarihten iki yıl sonra yapılmıştır. Ancak kitabedeki bu tarih caminin inşa tarihi olarak yanlış değerlendirenler de vardır.  İbnü’l-Esir’de sefer tarihi 98/716 olarak verilmiş olup biz de bu tarihi benimsedik.

[6]Semavi EYİCE (2010); “İstanbul’un Mahalle ve Semt Adları Hakkında Bir Deneme”, Türkiyat Mecmuası, Sayı  14, İstanbul 2010, .s.207, 58.ci dipnot.

[7]  Ebu’l-Hasen Ali b. Ebubekr el-HEREVÎ(1953);  Kitâbu’l-İşârât ilâ Ma’rifeti’z-Ziyârât (Tenkitli metin: Janine Sourdel THOMİNE), Fransız Arap Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Dımeşk-ŞAM 1953. ( HEREVİ (Ölümü 611/1215). Suriye, Irak, Mezopotamya, İran, Yemen, Hicaz, Mısır ve Ege adalarında uzun bir seyahat yapmış ve Bizans İstanbul’una (Konstantinepolis) uğrayarak burada bir süre kalmıştı. Bu sırada Bizans’ta İmparator Manuel Komnenos (1143-1180) hükümdardı. Bu seyahatini anlatan önemli bir seyahatname kaleme almıştı).

[8] Celal Esad ARSEVEN(1989); Eski Galata ve Binaları, Çelik Gülersoy Vakfı yay., İstanbul 1989, s.25-29.

[9] EYİCE (2010), s.207.

[10] EYİCE (2010), s.207, 58.ci dipnot.

[11] EYİCE(2010), s.207, 60. Dipnot.

[12] Semavi EYİCE(1991); “Arap Camii” maddesi, İslam Ansiklopedisi, Cilt 3, Türkiye Diyanet Vakfı yayını, İstanbul 1991,  s.326-327.

[13] HEREVİ (1953).

[14] Semavi EYİCE; “Fetihden Önce İstanbul”, İstanbul Araştırmaları Dergisi, İBB yay., s.12.

[15] ARSEVEN(1989), ss.46-50.

[16]EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ (1314), Cilt 1, İkdam Matbaası, Dersaadet 1314, s.78.

[17] Muhammet Bin Ahmet Şemseddin el-MAKDİSÎ, Ahsenü’t-Tekasim,Leiden 1967, s.147. Makdesi’yi kaynak alarak; İBNİ KESİR, el-Bidaye, cilt 9, s.174.

[18] CANARD, Marius; Tarih ve Efsaneye Göre Arapların İstanbul Seferleri, İstanbul Enstitüsü Dergisi/Mecmuası, Sayı II, İstanbul 1956, s.226.

[19] GÖKBİLGİN, M.Tayyip; “Cami” Maddesi, İstanbul Ansiklopedisi, MEB yay., Ankara 1970, Cit 5, s.1117.

[20] EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ (1314), Cilt 1, İkdam Matbaası, Dersaadet 1314, s.78.

[21] Fatih Sultan Mehmet Vakfiyeleri, VGM yayınları, Ankara 1938.

[22] Fatih Sultan Mehmet Vakfiyeleri (1938), ss.22-23.

[23] Fatih Sultan Mehmet Vakfiyeleri (1938), s. 26.

[24] BELİN, 1537 de San Paolo kisesi ve manastırının Arap camiiyle birleştirildiğini belirtmektedir.(R.E.KOÇU, İstanbul Ansiklopedisi, Arap Camii maddesi)

[25] Benedotto PALOZZO’dan naklen;  Semavi EYİCE; “Galata Hakkında İki Kitap”,  Tarih Dergisi, Sayı 1, İÜ.Edebiyat Fakültesi yay.,  ss. 212-213.

[26] 1169-1170 yılında İmparator fermanı ile Ceneviz imtiyazı onaylandı. (ARSEVEN(1989), s.32.

[27] EYİCE(1991), s.326.

[28] İlker BULUNUR(2009); “2.Mehmed Tarafından Galata’lılara Verilen 1453 Ahidnamesi”, Tarih Dergisi, sayı 50, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yay., İstanbul 2009, ss. 59-85.

[29] BULUNUR(2009), s.76.

Posts Carousel

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *

Cancel reply

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos